Öne Çıkanlar Sözleşmeli Personel Personel Alımı Seçim işçi memur alımı

İş Ararken Neler Göz Önünde Tutulmalı?

İş Ararken Neler Göz Önünde Tutulmalı? Otuz yıl önceki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasında böyle bir fark var

İş Ararken Neler Göz Önünde Tutulmalı?

İş Ararken Neler Göz Önünde Tutulmalı?

Otuz yıl önceki Türkiye ile şimdiki Türkiye arasında böyle bir fark var. Otuz yıl önce bir iş bulduğunuz zaman o işte kalıcı olurdunuz, şimdi öyle değil. Bugün hem şirketler kararlı davranmıyor, serbest bırakıyor, hem de genç arkadaşlar deneme yanılmayı çoğaltıyor. Yani bir yere girdikten sonra sağa sola cv gönderme ve iş arama eylemini bitirmiyor, daha iyisini bulma çabasını sürdürüyorlar. Dolayısıyla iş seçerken idealize edilecek koşullar pek yok artık. Serbest piyasa ekonomisi içinde yöntem belli: insan kaynakları bölümlerine cv’nizi göndereceksiniz. Buradan şuna atlayalım: cv’me ne yazacağım da göndereceğim? Eskiden bitirdiğiniz okulu yazmak yeterliydi. Şimdi o filanca okuldan çok mezun var, dolayısıyla başka özellikler taşımanız da gerekiyor.

Bunların birinci sırasında; yabancı dil bilgisi geliyor. İngilizce biliyor olmak da bir ayrıcalık getirmiyor artık, çünkü herkes İngilizce biliyor. İki üç yabancı dil bilmek gerekiyor ki, bunlardan üçüncüsünün Çince, Japonca gibi az bilinen bir dil olmasında da yarar var. Hele o başvurduğunuz şirket Uzakdoğu’yla ticaret yapacaksa, büyük bir avantaj sağlarsınız. Yani birden çok dil bilgisi çok önemli bir ölçüt. İkincisi: Bilgisayar teknolojisiyle içli dışlı olmak gerekiyor. Yani iki üç tane program bilmek değil kastettiğim, bilgisayarı elinizin altıncı parmağı gibi kullanabilme becerisine sahip olmanız gerekiyor, çünkü artık bilgisayar olmadan hiçbir şey olmuyor. Üçüncü ve sonuncusu: İyi pazarlayıcı, iyi konuşan, insan ilişkilerini iyi bilen, kılı kırk yaran, iyi satan, çabuk karar veren, donanımlı, piyasaları, borsayı ve para hareketlerini iyi bilen, keskin zekalı bir genç olmanız gerekiyor.

Argoda “yırtık”, “fırlama” tabirleri de çok uygundur bu özelliklere. Kısacası, cin gibi olacaksınız. Özellikle ticaretle uğraşan şirketlerde eskilerin mülakat dediği yüz yüze görüşme çok önemli. Patron ya da patronun yetkilisi, size bakıp sizi dinleyip sizden etkilenerek işe alıyor artık. O zaman sözgelimi okuduğunuz okul ikinci, üçüncü plana düşüyor. Dolayısıyla içe kapanık, Ben bilmem nereyi bitirdim, ofiste çalışayım ben, masam neresi, gibi cümleler çöpe gitmiştir artık. Yoğun rekabet ortamında, Filanca okula girdim, orayı da bitirdim, işim de hazır, dönemi kapandı artık. Kendinizi çok iyi geliştireceksiniz. Üniversite öğreniminiz boyunca panellere, konferanslara, seminerlere, fuarlara gideceksiniz; mesleğinizle ilgili bitmez tükenmez bir araştırma içerisinde olacaksınız. Mesleğiniz ne olursa olsun, donanımlı olacaksınız. Fuar varsa, fuara gideceksiniz; kartvizitler alıp kartvizitler verecek, çevrenizi geliştireceksiniz.

Bütün bunlardan sonra zaten önünüz açılacaktır. O zaman, bence bir sonuç olan para da kendiliğinden gelmeye başlayacak. Alçakgönüllü olup ne verirlerse razı olayım, demek doğru sayılmaz. Belki bazı durumlarda iyi olabilir; müthiş bir şirkette işe girmiş olabilirsiniz, sizi zamanla yukarıya taşıyacaktır, ama başlangıçta bir koşulu vardır: Bir ay deneme süresi, bir kuruş da para yok. Bu olabilir ama bunu kullanan ve aslında o kadar saygınlığı bulunmayan bir şirkette de kendini sömürtmenin anlamı yoktur. Yani alçakgönüllülük iyidir, hoştur da, bazı yerlerde işe yaramaz, sömürülmenize neden olur. Dik durmak gerekir. Mülakat sırasında insan kendini olduğundan farklı gösterme çabasına girebilir. Karşınızdaki bunu yutar mı, asıl bu önemli. Yani büyük şirketlerin adam seçicileri öyle kolay kül yutan kişiler değildir. Bu nedenle, orada olabildiğince doğal olmakta yarar vardır. Gereksiz yere atıp tutarak yerine getirilemeyecek vaatlerde bulunup sonradan rezil olmaktansa, gerçeklerden söz etmek her zaman doğrudur. O insanlar da seçimlerini yaparken düzgün, sorunsuz, uyumlu insanlarla çalışmak ister. Demek ki, bir, kişilik sorunları olmayan insan; iki, çalışmayı seven, üretken insan; üç, bilgili, donanımlı insan. Son dönemde donanımlı, toplumsal olunup olunmadığına, bunlara bağlı olarak üye olunan derneklere, hobilere de bakılıyor. Sen gününü televizyon karşısında zap yaparak mı geçiriyorsun ya da içine kapanıp, Ben kitap okumayı çok severim, haliyle mi dolaşıyorsun? Sen kimsin, kişilik özelliklerin neler, bunları araştırıyor şirketler. Sözgelimi Doğal Hayatı Koruma Derneği’ne üyeysen, “çevreye duyarlı”; bir toplumsal derneğe üyeysen, “demek ki toplumsal olaylarla ilgileniyor”; siyasi bir derneğe üyeysen de, “siyasete ilgisi de var” deniyor. Yani seni tanımak için kullanılıyor bu veriler. Üniversite eğitimi sırasında bir öğrencinin bu tür toplumsal etkinliklere mutlaka katılması gerekir. Sözgelimi halk oyunlarına katılmak, araştırmak, okumak, dinlemek ya da takım çalışmalarının geliştirildiği dağcılık, yürüyüş gibi etkinlikler çok önemli.

Dolayısıyla nasıl bir çalışan arandığını bilirseniz, kendinizi de ona göre hazırlarsınız. Bunları da elbette ideal koşullar olarak belirtiyorum. Okulunuzu bitirdikten sonra iki yıl geçti, iş bulamadınız; o zaman koşulları ölçüp değerlendirme şansınız olmadığı için, ilk bulduğunuz işe girecek, “ne iş olursa yaparım” konumuna geleceksiniz. Kaç para alacağınızı sorma şansınız bile olmaz artık. Çünkü cep harçlığını hala babadan almak insana ağır gelir. Ne yazık ki ülkemizde çok iyi yetişmiş gençler var ama onları istihdam olanağı pek yok, yatırım yok, yeni iş alanları açılmıyor, planlama yok. Dolayısıyla çok iyi yetişmiş genç insanlar Türkiye’de zaman zaman harcanabiliyor. Belki de insanların eğitimini aldıkları alanlarda çalışamamalarının nedeni de bu, çünkü iş rastlantılara kalıyor ve tadı kaçıyor.

Bütün bu söylediklerimiz babasının kurduğu işyerinde çalışıp o işi sürdürecekler için geçerli değildir. Ailenin küçük bir atölyesi ya da bir büyük fabrikası vardır ve o işyerinin başına geçilecektir: anlattıklarımızın dışında bir durumdur bu. Orada sizden ne cv istenir, ne bir görüşme yaparsınız. Çoğunluğun karşılaştığı, bir eğitim aldıktan sonra o eğitimle ilgili bir iş yapmakla ilintili durumlardan söz ediyorum ben. Zorluklar, –belki can sıkıcı bir söz olacak ama– Türkiye’de hangi meslekten olursanız olun, artık iş bulamama sorunu vardır. Dolayısıyla bunu bilerek donanmak akıllıca olur. Üniversite hayatınız boyunca, Nasıl olsa bir iş bulurum, diye zamanı tüketirseniz, o “nasıl olsa” gerçekleşmeyebilir. Değil mi ki aileniz ekonomik ihtiyaçlarınızı karşılamayı göze almıştır; o dört ya da beş yılı olabildiğince kendinizi donatarak, çevrenizi genişleterek ve iyi insan ilişkileri kurarak geçirmek, yapılacak tek iştir. Kendinizi bir merkeze koyup çevrenizde çeşitli halkalar oluşturmalısınız ki, onlar ileride size yararlı olsun. Şöyle bir durum da var: Okulu bitiriyorsunuz, mesleğiniz var elinizde, ama hayat koşulları öyle geliyor ki önünüze, bulduğunuz ilk işe giriyorsunuz. Sonra o işten çıkıyorsunuz ve kendinize, Ben bu mesleği yapamam, başka bir iş bulayım, diyorsunuz. Bu böyle katlanarak gidiyor ve dönüp bir bakıyorsunuz ki, beş yıl çalışmışsınız ama hala bir mesleğiniz yok. Bu arada karnınızı doyurmuşsunuz ama zaman da tüketilmiş. Türkiye böyle bir ülke.

Elbette bu durum yalnızca Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde var. Burada dış etkenler de etkili ama insanın ne yapacağını bilmesi ve kararlılığı da önemli. Koşullar insanı zorlar ama her koşulda, her zorlanmada da boyun eğmemeli insan, biraz da direnmek gerekir. Sözgelimi ben öğrencilerime şunu öneriyorum: Başkalarının sizi keşfetmesini beklemeyin. Baktınız yanıt gelmedi, bir dayanma sınırınız elbette var, üç ay, bir yıl, neyse, birkaç arkadaş bir araya gelip kafa kafaya verin, enerjinizi biriktirin. Güçleriniz bir araya geldiği zaman daha büyük işler yaratabilirsiniz. Ne olabilir? Kayseri’de üretilen bir malı Aşkabat’ta satın ya da Bakü’de üretilmiş bir malı getirip Yozgat’ta satın; bir tür alım-satım, ticaret yapın. Kazakistan’da talep edilen bir malın üretimi yoksa, onu İstanbul’da bir küçük sanayi işletmesinde, bir küçük atölyede üretmeye çalışın. Sözgelimi çok değişik bir anahtar ihtiyacı var, onu üretmeye çalışın ya da diyelim vardır da o ürün, siz de daha ucuzunu üretebilirsiniz. Çin sanayi devrimi, dediğimiz buydu; onlar her şeyi yeniden ve çok ucuza üretti; bu nedenle de her yerde Çin malı var. Öte yandan, genç insanların birilerince beğenilmesi ve lütufta bulunuluyormuş gibi işe alınmaları da onur kırıcıdır. Eğer böyle bir kaos, böyle bir sıkıntı varsa, kendi çözümlerini yaratma gibi bir durumla karşı karşıya kalabilir genç arkadaşlarımız.

Ben bu yolu denemeyi öneririm gençlere. Zorluyorsun, zorluyorsun, bilmem hangi mesleği okumuşsun ama yürümüyor. Makine mühendisliğini bitirmişsin ama kimse makine mühendisi almıyor. O zaman ne yaparım? Ya az önce dediğim “alırım-satarım”a dönerim ya da bir şeyler üretirim. Bir küçük atölye bulurum, bir proje geliştiririm, bu projeyi fason olarak bir yerde ürettirir ve pazarlayıp satmaya çalışırım. Zordur bunlar; küçük bir sayıdır ama sıfırdan büyüktür ve iyidir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.